Çarşı Pazar’dan
Cumhuriyet döneminde hele 1950 sonrası neyimiz varsa satılığa, pazara çıkardık. En güzel ve tipik Erzurum evlerinin üzerine "Satılık" yazıları yapıştırdık.
Evlerimizin araç-gereçlerinden tutun da, pirinç şamdanlarından bakır mangallarına kadar hepsini Bit Pazarı'nda pazarladık. Oymalı nakışlık ahşap çocuk beşiklerimizi ya semaverlerde yaktık veyahut sokaktaki bir nayloncudan bir leğenle değiştiriverdik.
Geniş yollarımızı zengin hatırlı kişilere, kaldırımlarımızı "Zemin Icarlı" bir maske ile siyasi partilere tahsis ettik.
Biz şimdi, satılanların, yıkılanların fotoğrafları ile Çarşı Pazar kurduk. Bakın arayın, neyi özlediyseniz, neleri anımsayabiliyorsanız bizim çarşımızda bulabileceğinizi ümit ediyoruz. Hepsi parasız, hepsi bedava, içiniz neyi sevdiyse onu satın alın ve gönül köşenize yerleştirin. Belki birgün onları da bulamayacaksınız.
Erzurum'da öyle bir çarşı pazar kuruldu ki Bit Pazarı'ndan aşağı... Her şey kelepir.
Sadece bunları mı sattık? Daha neler pazarladık neler, üzerine tir-tir titrediğimiz, folklorik değerlerimizden Erzurum Bar'larınızı bile düğün salonlarında pazara çıkardık. Dadaş kisvesi altındaki soytarıların alınlarına para yapıştırarak ar ve hayayı da orada pazarladık.
"Erzurum Çarşı Pazar
İçinde bir kız gezer
Elinde divit kalem
Dertlere derman yazar"
diye türküler söyledik. Ama şimdi kalemi de yitirdik, dermanı da...
Baksanıza, iki Erzurumlu zibidi, dilimizi ananelerimizi, âdetlerimizi pazarlayarak mahalli radyolarda ve gecelerde sözüm ona "şehir komikleri" olarak boy gösteriyor, Erzurum'la alay ediyorlar.
Hani,
"Palandöken yüce dağ
Altı mor sümbüllü bağ
Seni vermem ellere
Nice ki bu canım sağ"
diyerek türküler yakmıştık. Bunların hepsi kubbede "hoş seda" olarak kaldı. Buraya kadar yazdıklarımızı siz "latife" kabul edin. Onlara bırakmayın, bizim "gönül çarşımızda" biriktirdiğimiz "kültür varlıklarımıza" sahip çıkın.
Sebahattin BULUT |